Kendiniz için mi tırmanırsınız? Ya da ilgi çekmek, hatta
ödüller için? 2020 Olimpiyatlarına sportif tırmanışın eklenmesi gündemde.
Efsanevi dağcı Doug Scott soruyor: Ödüller ve yüksek dağlar birbirine uyar mı?
İlk
tırmanış ödülüm Ruslardan 1974'te geldi. Paul Braithwaite, Guy Lee ve Clive
Rowland'la birlikte bana Kiril alfabesinde renkli bir sertifika verdiler.
Sertifikada Pamir Dağlarındaki Lenin doruğuna (Şimdi Tacikistan'da, yeni adı
İbn-i Sina doruğu) çıktığım yazıyordu. Faaliyet Açık-Taş vadisinde uluslararası
bir kamp şeklindeydi. Amacı farklı milletlerden tırmanıcılar arasında
uluslararası ilişkileri teşvik etmekti; ama gizli amacı Uluslararası Olimpiyat
Komitesi'ni, yüksek irtifa tımanışını olimpik spor haline getirmeye ikna
etmekti. Bu fikir kamp görüşmelerinde dile getirildiğinde çoğu bu fikre gülüp
geçti – çoğu misafir dağcı için bu fikir lanetliydi.
Olimpiyatlara
tırmanışın da eklenmesi fikri hiçbir zaman gündemden tamamıyla düşmedi. Ancak
önemli bir ayrım yapılmalı. Kapalı alanlarda tırmanış ve buz tırmanışı
müsabakalarının organizatörleri Olimpik arenaya girmek için çok çaba
sarfediyorlar. Çoğu tırmanıcı ise çekinceleri ne olursa olsun bunun eninde
sonunda gerçekleşeceğini ve kapalı alanda veya buzda özel hazırlanmış
parkurlarda olduğu sürece bunu dert etmeyeceklerini düşünüyor.
Dağcıların
asıl tartışma konusu ise yüksek irtifa müsabakaları. Fakat geçmiş bu konuda
muğlak. Baron Pierre de Coubertin – Fransız idealist ve modern Olimpiyat
Oyunları'nın babası – dağcılıktaki başarıların ödüllendirilmesini önerdi. Ona
göre dağcılık asil bir hobiydi ve onun Olimpiyat hakkındaki fikirlerine örnek
teşkil ediyordu. Aslında tırmanışlara 1924'ten beri tam 20 Olimpiyat madalyası
verilmiştir. Bunların çoğu İkinci Dünya Savaşı öncesindedir.
Tırmanış
müsabakaları fikri Eski Sovyet bloğu ülkelerinde hala hoş karşılanmıyor.
Sovyetlerde ilk tırmanış müsabakaları 1948'de yapıldı. Ancak Sovyetlerin
tımanışa karşı yaklaşımı 1974'te Lenin doruğu tırmanışına katılan tamamı
kadınlardan oluşan ilk ekip olan 8 kadının hayatını kaybetmesiyle ağır bir yara
aldı. 7000 metrede korkunç bir fırtınada can verdiler. Uygun ekipmanları ve
tecrübeleri yoktu, ancak başarı hırsları gözlerini kör etmişti, bu da
tehlikenin katlanmasına sebep oldu. Önceden planlanmış rotalarına bağlı
kaldılar, bu onları koşulların gerektirdiği gibi rota değiştirmekten alıkoydu.
Ayrıca hatırı sayılır yardım ve destek, telsizli yedek ekipler, bölgedeki
helikopterler onlarda yanlış bir güvenlik hissine yol açtı. Herkesin açıkça
gördüğü üzere, sorun, onları kendi hayatları için - ihtiyatlı kararlar ve
değişken özgüven vasıtasıyla - sorumluluk almaktan alıkoyan, onların dışında
olan bir organizasyon ve prosedürler. Bu trajik olay, birçoklarının yüksek
dağlarda Olimpik tırmanışlar yapılması fikrine mesafeli durmasına sebep oldu.
Pamirlerdeki
kampı, bir yıl sonra Everest'in güneybatı yüzüne yaptığımız başarılı tırmanış
izledi. Hiçbir ödül beklenmiyordu, hiçbir ödül de alınmadı, en azından direkt
olarak. Chris Bonnington, liderimiz, zaten 1974'te Kraliyet Coğrafya Topluluğu
tarafından bir altın madalya ile ödüllendirilmişti. Hatta Chris'in Topluluğun
eski girişindeki panelde duran altın kabartmalı harflerle yazılı adının altında Don Whillans (O aralar
Chris ile Don iyi geçinemiyorlardı, Chris, Don'u Everest planlarından
çıkarmıştı.) bana şöyle dedi: “Ne keşfi yaptı ki? Bütün keşfi ben yaptım.”
Bence Don,
Chris'in sadece Annapurna Ekspedisyonunu yönetmekten çok daha fazlasını
yaptığını unutuyor. Bununla birlikte Chris, İmparatorluk Nişanı (Commander of
British Empire, CBE) aldığında hiçbir homurdanma duymadım – ne de olsa Chris,
hakkıyla, Britanya dağcılığının sözcüsüydü ve çoğundan daha fazla tırmanış
yapmıştı. Hatta söylentiye göre Dougal Haston ve ben, Everest zirvecileri olarak
Kraliçe tarafından onurlandırılma bekleyebilirdik, tabii Dougal gençliğinde
majestelerinin hapishanelerinde üç ay geçirmeseydi. Yine de 10 numaraya davet
edildik, orada Harold Wilson'la tanıştık – bize tırmanıcıların zirveye
ulaşmasındaki rolümüzü sordu!
1994'te
Kabine Ofisi Tören Şubesi bana bir mektup yolladı, İmparatorluk Nişanı'nı (CBE)
kabul edip etmeyeceğimi soruyorlardı. Bu tamamen sürpriz oldu, böyle bir şeyin
söz konusu olduğuna dair en ufak fikrim bile yoktu. Tereddütsüz kabul ettiğimi
söylemeliyim, ayrıca bu konuda hiçbir pişmanlığım olmadı. Annem ve babam çok
sevindiler, babam “Tanrıya şükür bu günleri de gördüm.” dedi. Bu onun hayatı
boyunca erişmek istediği bir hedefti, oğlu bununla onurlandırılmıştı.
Genel
olarak İmparatorluk Nişanı sahibi olmak fon oluşturmak (özellikle Community
Action Nepal için), arkadaşlarıma Birleşik Krallık vizesi çıkarmak ve
bürokrasiyi hızlandırmak dışında bir işe yaramadı. Rebecca Stevens, tırmanışta
görece yeni bir isim, Everest'e yaptığı tırmanıştan sonra İmparatorluk Nişanı
(Member of British Empire, MBE) aldığından beri tırmanışçılar arasında bunun
gibi sembolik kıdemler de önem kazanmaya başlamıştı.
Daha
sonraları düşündüm de çoğu zorlu tırmanışımı bitirmiştim, ödül de tek bir
faaliyet için değildi, ömrümü tırmanışlara adadığım ve Himalayaların
gizemlerini aydınlattığım için beni onurlandırmaları anlamına geliyordu.
Akranlarım için de aynı durum söz konusuydu, Chris Bonnington CBE, George Band
OBE (Officer of British Empire) ve yakın zamanda Joe Brown CBE ve Pat
Littlejohn OBE. Hiçbirimiz bu ödülleri kabul ettiğimiz için eleştiri oklarına
hedef olmamıştık.
Tırmanış
referansları kusursuz olan iki arkadaşın durumu ödülleri kabul edip etmemenin
artı ve eksilerini gösteriyor. Voytek Kurtyka, 20. yüzyılın önde gelen
dağcılarından biri, Piolet d'Or (Altın Buz Kazması, muhtemelen dağcılık
dünyasındaki en prestijli uluslararası ödül) organizatörlerinden gelen jüriye
katılma teklifini reddetti. İlk Piolet d'Or 1991'de verildi. Ödülün fikir
babaları dönemin GHM (Groupe de Haute Montagne, Fransız Dağcılık Grubu) başkanı
Jean-Claude Marmier ve Montagnes dergisi editörü Guy Chaumereuil'dir. Ödül,
hayalgücü ve alpinizmin özüne bağlı tımanışlara bir saygı duruşu
niteliğindedir. Başlangıçta güzel olsa da organizasyon tartışmalara sebep oldu,
özellikle 'en iyi' tımanış ilüzyonu konusunda, ta ki Christian Trommsdorff'un,
GHM'nin yeni başkanının ödülde yeni düzenlemelere gitmesine kadar.
Voytek'e
yeni jürinin bir parçası olması talebinde bulunuldu. Voytek reddetti, “Dünya
vahşi bir rekabet ortamı, bu ortam ödüllere verilen önemin artmasına sebep
oluyor, bu ortam gerçek sanata müsait değil. Ödüllere önem verilen yerde gerçek
sanat olamaz.” Ona göre tırmanış fiziksel ve mental refahlık demekti, bu onu
bilgeliğe götürüyordu. Ödüller ise insanı kibire ve benmerkezciliğe
götürüyordu. ”Ödül oyunlarının bir parçası olmak bir tırmanıcı için
tehlikelidir, teklifinizi kabul edemem.”
Christian
Trommsdorff Voytek'e içten cevabı için teşekkür etti ve şöyle devam etti:
“Şahsen ben rekabet konusunda sizinle tamamen aynı fikirdeyim; bu bizim GHM'de
istemediğimiz bir şey ancak biz bugünün dünyasında yer edinme fırsatını
değerlendirmeyi seçtik, değerlerimizin yokolup gitmesi ve diğerlerinin onların yerine
geçmesi yerine onları dünyaya tanıtmak yapabileceğimiz en iyi şey... Rekabet
hırsıyla yaşayan insanlar... Belki de bazıları sizin gibi insanlardan etkilenir
ve tavırlarını değiştirirler.”
Voytek
yoktu ama jürideki diğerleri, ki buna jüri başkanı olarak ben de dahildim, saf
alpinizm odaklı yeni kriterlerin uygulanmasını sağladık. En harikulade durum
ise ödüllerin saf alpinizme en bağlı olanlara verilmesiydi: bolt ya da diğer
delici ekipmanlar yok, sabit hatlar yok, tırmanış prensibini zedeleyecek
telsiz, uydu telefonu gibi yardımcı ekipmanlar yok, arkada iz bırakmama
prensibi uygulanacak, yerel halka saygılı davranılacak.
Aslında
2009 ödülü kriterlere aşağı yukarı uyan üç farklı tırmanışa verildi. Tek bir
kazananın olmaması olumlu bir adımdı, rekabetçiliği azaltıyordu ve ilham verici
tırmanıcıları destekliyordu; 'kazananlar' kazananlardan çok saf alpinizmin
elçileri oluyordu.
Yeni Piolet
d'Or ödülleri düzenlemelerinin verdiği güvenle Christian Trommsdorff bir kez
daha Voytek'e başvurdu. Voytek'in cevabını tahmin edebilirsiniz: “Bu şeytani
bir teklif... Ben dağlara insani zaaflarımı aşmak için gidiyorum ve siz beni en
tehlikelisiyle karşı karşıya bırakıyorsunuz... Benim diğerlerinden bir farkım
olduğu illüzyonu... Bütün yaşamım boyunca bununla mücadele ettim... Egomuzun en
büyük tuzağı ve kibirimizin kanıtı... Piolet d'Or jüriliğini kabul edemem.
Tırmanıcı üstün bir özgürlük farkındalığı taşır. Umarım böyle onur verici bir
şeye karşı tedirginliğimi anlarsınız.”
Eğer
yaptığınız hiçbir şeyi kayda almazsanız Voytek'ten bile daha saf bir alpinist olabilirsiniz.
Öyle insanlar var ki, dağlara, hatta Himalayalara tırmanıp hiçbir şeyi rapor
etmiyorlar, herşeyi tamamen hoşlarına gittiği için yapıyorlar. Ancak bu
olağandışı. Kendim için konuşuyorum, her zaman makaleler yazmak, tecrübelerimi
diğerleriyle paylaşmak ve biraz da başardıklarım için takdir edilmek istedim.
Kendinizi övülürken bulmak, bazen makalelerle, bazen gerçek bir ödülle, büyük
bir şey değil. Böyle şeylerden hoşnut olmak ikiyüzlülük değil, ancak bunlar
kesinlikle benim tırmanışlardaki amacım değil ve bildiğim kadarıyla birçok
arkadaşım için de durum benzer.
Yeni
düzenlemeleriyle Piolet d'Or ödülleri alpinizmin en iyisini kutluyor ve bunu
kazanan herşeyi alır tarzında, sponsorların ve bürokratların egemenliğindeki
bir atmosfer yerine tırmanıcı festivali gibi bir havada yapıyor. Piolet
ödülleri bu ideale sıkı sıkıya bağlı kalırsa ödüller arasındaki amiral gemisi
konumunu koruyacak, tırmanışçılar arasında iyi tırmanışın en iyi yolu olarak
bayrak vazifesi görecek, özellikle tarihi geçmiş değer sistemlerine bağlı olan
eski komünist ülkelerde.
Son
yıllarda Aleksander Klenov gibi önde
gelen Rus dağcılar ülkelerinin yüksek dağlarda rekabete dayalı olan sistemini
sorguladı. Ona göre bu sistem Rus
dağcılığının yeni ufuklar açmasını engelliyordu. Anatoli Moşnikov'dan
alıntılıyorum: “Müsabakalar bugün anlamsız kalıyor ve dağcılığın özünü yerinden
ediyor.” Söylemeliyim ki mesajın yerine ulaşması zaman adı.
Bir
keresinde Don Whillans bana tırmanışlarda her zaman rekabetin olduğunu ancak
bunun diğerlerinden daha iyi olmakla ilgisinin olmadığını sadece rota bazında
olduğunu söylemişti. İşte bu dağcılık gibi macera sporlarıyla futbol gibi
amacın rakibi yenmek olduğu saha sporları arasındaki en büyük fark. Piolet d'Or
ödülleri bize daha iyi bir yol gösteriyor, çünkü kazanan olmak, bütün ilgiyi
üzerinde toplamaktan çok farklı bir amaca hizmet ediyor.
Hepimiz
beğenilmek isteriz ve bu durumda ben bir istisna değilim. Bir ödül
kazandığınızda sizin için sadece hoş bir tecrübe olmaz, bir anda size
rahatsızlık veren birşeyden kurtulma fırsatı olan biri olduğunuzu
farkedersiniz. Piolet ödüllerinde böyle bir fırsatım vardı: Alplerdeki erişim
özgürlüğümüzü korumamızı sağlayan erdemlerimizi övmek – politikacılardan,
bürokratlardan, sigorta şirketlerinden, bunun gibi ticari kaygılardan
gelebilecek erişim engellemesinden korumak. Ancak en önemli mesajım böyle övgüler almak için bir
tırmanış orijinal ve bağlı kalınan yolda olmalı – taviz vermeden.
Doug
Scott Asya'nın yüksek dağlarına 45 ekspedisyon yaptı. 40 kez zirveye ulaştı,
bunların yarısını yeni rotalarla ya da alpin stilde ilk kez yaptı. Yedi kıtanın
en yüksek zirvelerine ulaştı. Bir önceki Alpine Club başkanıdır, 1994'te
Britanya Kraliyet Nişanı'na (CBE) layık görülmüştür, 1999'da ise Kraliyet
Coğrafya Topluluğu tarafından altın madalyayla ödüllendirilmiştir.
Bu yazı
Stephen Goodwin'in Alpine Journal'de yayınlanan bir makalesinden uyarlanmıştır.
Stephen, Alpine Journal'in editörlerinden biridir, 1998'de Everest'in güney
zirvesine çıkmıştır.
Piolet d'Or nedir?
İlk
ödül Marko Prezelj ve Andre Stemfelj'e Güney Kangchenjunga'nın güneybatı
sırtına yaptıkları kusursuz alpin tırmanış dolayısıyla verilmiştir – ödülün
kurucularının arzuladığı gibi orijinale bağlı kalarak yapılan bir tırmanış.
Ödül kazanan Britanyalılar arasında arasında 1994'te Cerro Torre'de yeni bir
rotadan yaptığı tırmanış için Andy Parkin ve 2002'de Siguniang'ın kuzey yüzüne
yapılan ilk tırmanış için Mick Fowler ve Paul Ramsden de bulunmaktadır.
Organizasyon
'en iyi' tırmanış illüzyonu üzerinde tartışmalara yol açtı. 2. kez ödülü
kazanan Prezelj – Chomolhari'nin kuzeybatı sütunu – ödülü kınadı ve şöhret
tutkusuna karşı uyarılarda bulundu. 2008'de tırmanıcıların endişelerine yönelik
bir girişim başarısız oldu. 2009'da yeniden hayata döndürülmesine yönelik bir
beklenti oluştu, Christian Trommsdorff, yeni GHM başkanı, organizasyonu Piolets
(-s ekiyle) adıyla dağcılık festivali atmosferinde, alpinizm ruhunu yüceltmek
amacıyla yeniden düzenledi. Chamonix ve Courmayeur ilçeleri ödüllere muazzam
kaynaklar sundu, ticari sponsorlara duyulan ihtiyaç azaldı; yayımcı Nivéales ve
dergiler Montagnes ve Vertical de oradaydı.
Pioletler
Nisan 2009'da bir parti havasında dağıtıldı. Doug Scott jüri başkanı olarak
görev aldı, jüri stil, kaşif ruhu, saygı, adanmışlık üzerinde odaklandı. 4
takım ödüle layık görüldü ve Walter Bonatti bir yaşam boyu ödülü aldı.
Dağcılığın en bilinen ödülü yeni bir rotaya yelken açtı.
 |
| Doug Scott |
Kaynak: www.thebmc.co.uk