15 Nisan 2016 Cuma

Acı Çekme Sanatı - The Art Of Suffering

     
By Voytek Kurtyka
Mountain Magazine, No. 121, May/June 1988

Polonyalı alpinist Voytek Kurtyka, alpin stil Himalaya dağcılığının efsanevi öncülerinden biri. 2016 Piolet d’Or Yaşam Boyu ödülü sunulan Voytek’in etkileyici tırmanışlarının bir özelliği, bireysel dünya görüşünü yansıtmasıdır. Dağların yalın gizemi ve büyüleyici güzelliği onun tırmanışları için mutlak şarttır. 1985 yılında yaptığı Gasherbrum IV (ya da the 'Shining Wall',7925m) Batı Yüzü tırmanışı 20.yy’ın en önemli alpin tırmanışlarından biri olarak hatırlanır. Spor, sanat ve mistisizmin iç içe geçtiği karmaşık ve eşsiz bir yaşam stili”  diye tanımlamıştır dağcılığı. Ve gerçek tadı sadece “acı çekebilenlerin” alabileceğini vurgulamaktadır. 1988 yılında Mountain dergisinde buna dair kaleme aldığı yazıyı sunuyoruz.

 Evet , inanmak zor fakat 70’lerin barlarındaki alaylı kurgusal hayaller 80’ler Himalaya’sının gerçekliği haline geldi. Biz de bir zamanlar gece “naked at night”(Gece minimum malzemeyle yapılan tırmanış kastediliyor) hakkında bir şaka yapmıştık ve şimdi o da oluyor. Geçtiğimiz yıllarda Yeni Franco-Swiss¹ generasyonu gece birkaç tırmanış yaptı ve söz konusu koşullar “naked” olarak değerlendirilebilir. Fakat onlar bu tuhaf taktiklerinin seçimini, işin mizahi boyutundan değil, macera ruhuyla ve sportif tasarılarla yaptılar.

Bir zamanlar “alpinizm, acı çekme sanatıdır” demenin bir gerçekliği vardı. Himalaya dağcılığını bu sanatın uzmanları yönetti ve yonttu. Ne yaşları ne de yetenekten yoksun olmaları, onları hedeflerinden alıkoyabildi. Soğukta açlık çekerek, yüksek irtifanın en sonunda derin karda ağır ağır ilerleyerek hayatta kalmak, bir insan için azim ve hırsın ayrıcalıklı bir tarzını gerektirir. Himalaya tırmanışları için ön koşul acıyı kabullenebilmekti. Bu, irade gücüyle zorlukların üstesinden gelmenin bir çeşit psikolojik zaferiydi. Çok az insan psikolojik bedelleri takdir eder. Doğru olan şu ki; içsel dayanım dışsal hissizliğin yansımasıdır.

Fiziksel tehlikeler veya partnerlerin sorunları görmezden gelinebilir. Çok fazla çaba ve korkuların bastırılması rekabetçi bir azimle bir araya geldiğinde vizyon daralma eğilimindedir. Bunu üzülerek söylüyorum ki; benmerkezcilik ve bir tür içsel sağırlık bizim tırmanış camiamızda yaygın görülen bir kişisel bozukluktur.
Sadece kinayede mi bulunuyorum? Bazı sebeplerim olabilir. Sıklıkla kahramanca tırmanışlar, partner pahasına başarıya ulaşır. “ Biri mi yorgun, bende yorgunum. Arkada biri mi öksürüyor? Genelde arkada birileri her zaman öksürür.”

Bu tavır, Himalaya dağcılığının kaçınılmaz sonu değildir. Küçük ve hafif ekipler için partner seçiminin önemi giderek artıyor. Eğer partnerler arasında güçlü bir bağ varsa, yoldaşlıktan da öte, partnerle ilgili tehlikeli sinyalini gözden kaçırma ihtimali çok çok azdır.

En son trendlerin, eski acı çekme ustalarına göre farklı niteliklere sahip olduğuna inanıyorum. Yeni trend hem sportif olarak hem bünye olarak oldukça başarılı. Ekstrem hızlar, hareket rahatlığı, dağın çevresel özellikleriyle doğal ilişki… Bunlarda olumlu anlamda gelişim sağlanıyor. Vücut ve zihin, farklı ritimde yeni bir sesi dinliyor gibi gözükmekte. Birazdan belirteceğim iki tırmanış; sadece zihni değil, minimal düzeyde aklimatizasyonla insan fizyolojisini de kandırıyor. Muhtemelen yüksek irtifada tırmanışı çok hızlı tamamlamalarından dolayı bazı sorunları engellediler. Özellikle Loretan, tırmanışta uyumaya ve durağanlığa izin vermeyerek ödem ve yüksek irtifa hastalıkları ihtimalinin azalacağına kanaat getirmiş.

İlk örnek: 1985 Temmuz’da  yapılan K2 (8611)-Aburizzi Sırtı tırmanışı.  Erhard Loretan, Eric Escoffier, Yves Morand ve Jean Troillet’den oluşan bir ekip 8000m’de bir gece geçirerek geleneksel şekilde aklimatizasyon sağladılar. 3 Temmuz gecesi 5000m’deki ana kamptan ayrıldılar, sabah 10’da 6800m’deki 2. kampa ulaştılar. Ertesi sabah 7’ye kadar burada kaldılar. Bundan önce yapılan tüm tırmanışlar, bu noktadan sonra en az üç günde tamamlanmıştır. Fakat onların planı tek hamlede çıkmaktı. Sabah saat 11.00’de 7300m’deki 3. kampa ulaştılar ve alacakaranlığı beklemeye başladılar. Ocak ve bivağı burada bırakıp gece tırmanışa başladılar. 1800m boyunca hiç uyumamış olarak 6 Temmuz günü saat 02.00’de zirveye vardılar. Gece olmadan 3. kampa inip, ertesi gün ana kampa geri döndüler. Sonrasında ise 1981 yılında Alex Maclntyre, Rene Ghilini ile birlikte ilk çıkışını yaptığım  Dhaulagiri (8167m) Güneydoğu yüzü tırmanışı var.  Loretan, Steincr ve Troillet üçlüşünden oluşan İsviçreli ekip bu kez “night-naked” taktikleri için bu yüzün kış tırmanışını seçtiler.

 Loretan ve Troillet
Aklimatizasyon süreleri oldukça kısaydı. 5700m’de bir gece geçirip ve 6500m civarına ısınma tırmanışı yaptılar. 5 Aralık gece yarısı ana kamptan ayrılıp 5700m’deki 1. kampa vardılar. 2500m ve 50° eğimdeki etaba girmeden önce burada bir kar mağarasında dinlenmeye çekildiler. Gece yarısı yola çıkacaklardı. Fakat bu kez sadece “naked” değillerdi, bunun yanında küstahça bir planları vardı. Yanlarında ne ip, ne teknik malzeme, ne de uyku tulumu ya da bivak vardı. Kıyafetlerinden başka, bir ocak ve her biri için bir çikolata. Himalayalarda kış; kesintisiz fırtınalar ve  -40°C derecelerle nitelendirilir. Fakat bu beyler havanın iyi olacağını umdu. 19 saat boyunca, gece ve ertesi gün aralıksız tırmanarak, öğleden sonra 7’de 7700m’deki zirve sırtına vardılar. Birbirlerine sarılarak ve tüm gece su kaynatarak, çarpıntılı titremeler eşliğinde geceyi burada atlattılar. Sabahın ilk ışığıyla beraber zirve arzuları hala canlıydı ve hızlıca toplanıp, 6 saatlik bir tırmanıştan sonra zirveye ulaştılar. Hızlıca inişe geçip gece yarısı saat 02.00’de 5700m’deki kar mağaralarına vardılar.

Dhaulagiri Güneydoğu Yüzü
Bu akıl almaz derecede cesursa ve soğukkanlılıkla yapılan tırmanış, benim için çılgınca 8000m’lik koleksiyon yapmaktan çok daha ilham verici. Bu üçlü (Loretan, Steincr, Troillet) yeni sırlar keşfetti. Kış dağcılığında ekstrem hafiflikle neler yapılabileceğini gösterdi. Ve başarılı bir şekilde beraberce acı çektiler. Zirve toplayıcılığı; biriktirme arzusu tarafından teslim alınmış bir dağcıyı gösteren, duygusal tüketimin bir formu. Eğer ruhsal materyalizm diye bir şey varsa, bu; dağların gizemini çözmekten ziyade onu ele geçirme dürtüsünde kendini gösteriyor. Böylelikle macera yerini rutin işlere ve duygulara bırakıyor. Koleksiyoncular, 8000 ya da 14x8000 gibi sayıları akıllıca kullanarak onları sihirli bir hale getiriyor. Bu sayılar bir zamanlar ekstrem Himalaya dağcılığının sembolleriydi fakat şimdi ustalıkla dağcılık şöhretinin ticari ölçüsü haline dönüştürüldü.  Sayılar; hiç parmaklarını dondurmamış biri tarafından bile basitçe anlaşılır.  Sayılara olan talep sınırsız.  Sahip olma yanılgısını gösterircesine, müşteriler bu sayıları oburca yutkunup sinirlerini yatıştırıyor.

Bir sporu sayılar olmadan düşünmek zordur ve birçok kişi dağcılığı spor olarak sınıflandırıyor. Şüphesiz yükseklerde yapılabilecek mükemmel bir spor fakat yalnızca spor mu? Dağlardaki alışılmış ve korkunç ölümleri mazur görebiliriz miyiz? Eğlenceli oyunların ve yarışmaların bir parçası olarak mı kabul edeceğiz gerçekten?  Bizi dik kayalıklara ve tehlikeye götüren içsel güdümüz; dağcılığın yarışmayla falan bir alakası olmadığını söylüyor. Bir aktivite olarak; kendini koruma içgüdüsü ve kendini ölümle sınama ihtiyacı arasında bulunan klasik aykırılığı ifade ediyor. Başka birinin kaderini ellerinde hissetmek, ruhumuzu fani bedenimizden özgürleştiriyor. Bunun sınırlarındayken bir tırmanıcı en büyük eğlenceyi tecrübe eder. Bunun ne kadarı zirve toplarken hissedilebilir. Bana göre; Dhaulagiri (8167m)’nin İsviçreliler tarafından yapılan tırmanışı, dağcılık adına gerçek zevke ve dağcılığın özüne geri dönüşü temsil ediyor.

1986 yılında “night naked” stiliyle Everest (8848m) ve K2 (8611M)zirvelerine iki tırmanış yapıldı. İlki, Loretan ve Troillet tarafından yapılan Everest (8848m)’in Japanese/Hornbein Couloir Direct rotası çıkışı. Beghin isimli bir tırmanıcı da ekipteydi fakat 2000m boyunca gece durmadan tırmanılınca isyan edip geri döndü. Tırmanış, duvarın altından zirveye toplam 40 saat sürdü. Neredeyse iniş süresi kadar etkileyici. Çok iyi kar koşullarında, ikili iyi bir kaydırak yaparak (Lehçede “kıç kaydıran” olarak ifade edilir) 4 saatte inişi tamamladı. Bir Polonyalı olarak, İsviçreliler tarafından ulusal sporumuzda mağlup edildiğimizi kabullenmek gerçekten zor. 8000’liklerden deltayla yada paraşütle falan uçmayı sallamıyorum da bu iki İsviçerilinin, dünyanın en eğlenceli kıç kaydıran deneyimine sahip olması beni öfkeden kudurtuyor. Bu hızlı tırmanış, ana kampta 5 haftalık bir bekleyişten sonra yapıldı. Aklimatizasyon süresi oldukça kısaydı. 5850m’deki ileri kampta bir gece ve civardaki 6000’liklere iki tırmanış.
Bu kadarı yeterliydi, geri kalan enerji rota için saklandı. 28 Ağustos günü saat gece 10’da İleri kamptan ayrıldılar. Yanlarında Dhaulagiri (8167m) tırmanışında aldıklarından fazla malzeme yoktu. 13 saatte ilk 2000m’yi yükseldiler. 7800m’ye ulaştıklarında saat 11’di ve günün geri kalanını su kaynatmakla geçirdiler. Saat akşam 09.00 olduğunda  Loretan and Troillet yola koyuldu fakat bu noktadan sonra Beghin yoktu. Gece yarısından sonra 8400m civarlarında aşırı soğuk ve karanlık onları durmaya zorladı. Birbirlerine sıkıca sarıldılar ve bu en berbat saatlerin geçmesini beklediler. Şafağın ilk ışıklarıyla beraber başlayıp öğlen 01.00 civarı zirveye ulaştılar. Dünyanın en yükseğinde 1 saat vakit geçirip inişe başladılar. Neyse ki kıçlarında sadece hafif ağrılarla saat akşam 7 itibariyle 3000m alçalmışlardı.  Diğer bir tırmanış ise; bir gün ve bir gece süren Benoit Chamoux‘ın yaptığı K2 (8611m) Abruzzi Sırtı tırmanışı. Çok basit bir hikâyeye sahip, 4 Temmuz öğleden sonra 04.00’te ana kamptan ayrıldı ve ertesi gün zirvedeydi. Şüphesiz ki uyumak için zamanı olmadı. Birkaç gün önce de 16 saatlik Broad Peak (8051m) tırmanışını yapmıştı.

 Loretan ve Troillet ile iki yaz önce Katmandu’da karşılaştığım esnada merakıma dayanamadım ve Loretan’a birkaç soru sordum;

“Tırmanış için antrenman yapıyor musun?”
“Hayır, en iyi antrenman burada” alnıyla Himalayaları göstererek.
“Sigara ve alkol kullanıyor musun?”
“Sigara hayır, alkol evet”
“Kullandığın ilaç var mı?”
“Yalnızca uyku hapı, kan akışına yönelik bir şey asla”
“Yüksek irtifa dağcılığında en çok ne yapmak istiyorsun?”
“Mümkün olduğunca yüksekte, hızlı ve zor alpin stil tırmanışlar”
“Himalaya dağcılını hedefleyen dağcılara ne tavsiye ederdin?”
“Bünyenizi dinlemeye ve anlamaya çalışın”

Burada tanımlanan dört tırmanış her ne kadar atletik becerilere sahip olsa da onların uygulamaları sporla değil, benimsedikleri stille ilgiliydi. Yeni yaklaşımlar, geleneksel yöntemlerin yerini aldı.

Ne zaman bir dağcı bilinen bir yoldan çıksa, kural ve rutinlerin dayanağının olmadığı bir bölgeye girer. Kendi iç hükmünüzle yalnızsınızdır ve neyse ki bu hakiki bir motivasyondur. Böyle zamanlarda dağcı yalnızca sporcu değil aynı zamanda yaratıcıdır. Bu yaratıcılık, bilinmeyen bölgelerin keşfinde ya da tırmanış stilinde kendini dışa vurur. Dağcılığı spor çerçevesine sokmanın imkânı yok. Bana göre, dağlarla gerçek ve tutkulu duygusal bağlar kurabileceğimiz sayısız yol var. Benim için gizem, dağcılık için gereklidir. Bilinmeyenin keşfi, yaratıcılıkla bir araya geldiğinde; dağcılık adına gerçek deneyimin bağları kurulur.

Birilerinin bazen Bill Tilman, Naomi Uemala ya da Gary Hemming gibi figürleri hatırlaması gerekiyor. Doğru yol için. Ve son olarak; gizem bir sır olarak kalır, spor ise sadece spordur.


Gasherbrum IV alpin stil tırmanışı-Kurtyka

                  ¹   Kurytka burada parasız, çulsuz bir kuşak olduklarını ifade ediyor.

Kaynak: Training for the New Alpinism: A Manual for the Climber as Athlete,  By Steve House, Scott Johnston




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder