By Voytek Kurtyka
Mountain Magazine, No. 121, May/June 1988
Mountain Magazine, No. 121, May/June 1988
Polonyalı alpinist Voytek Kurtyka, alpin
stil Himalaya dağcılığının efsanevi öncülerinden biri. 2016 Piolet
d’Or Yaşam Boyu ödülü sunulan Voytek’in
etkileyici tırmanışlarının bir özelliği, bireysel dünya görüşünü
yansıtmasıdır. Dağların
yalın gizemi ve büyüleyici güzelliği onun tırmanışları için mutlak şarttır.
1985 yılında yaptığı Gasherbrum IV (ya da
the 'Shining Wall',7925m) Batı Yüzü tırmanışı 20.yy’ın en önemli alpin
tırmanışlarından biri olarak hatırlanır. “Spor,
sanat ve mistisizmin iç içe geçtiği karmaşık ve eşsiz bir yaşam stili” diye tanımlamıştır dağcılığı. Ve gerçek tadı
sadece “acı çekebilenlerin” alabileceğini vurgulamaktadır. 1988 yılında
Mountain dergisinde buna dair kaleme aldığı yazıyı sunuyoruz.
Evet ,
inanmak zor fakat 70’lerin barlarındaki alaylı kurgusal hayaller 80’ler
Himalaya’sının gerçekliği haline geldi. Biz de bir zamanlar gece “naked at night”(Gece
minimum malzemeyle yapılan tırmanış kastediliyor) hakkında bir şaka yapmıştık
ve şimdi o da oluyor. Geçtiğimiz yıllarda Yeni Franco-Swiss¹ generasyonu gece
birkaç tırmanış yaptı ve söz konusu koşullar “naked” olarak
değerlendirilebilir. Fakat onlar bu tuhaf taktiklerinin seçimini, işin mizahi boyutundan
değil, macera ruhuyla ve sportif tasarılarla yaptılar.
Bir
zamanlar “alpinizm, acı çekme sanatıdır” demenin bir gerçekliği vardı. Himalaya
dağcılığını bu sanatın uzmanları yönetti ve yonttu. Ne yaşları ne de yetenekten
yoksun olmaları, onları hedeflerinden alıkoyabildi. Soğukta açlık çekerek,
yüksek irtifanın en sonunda derin karda ağır ağır ilerleyerek hayatta kalmak,
bir insan için azim ve hırsın ayrıcalıklı bir tarzını gerektirir. Himalaya
tırmanışları için ön koşul acıyı kabullenebilmekti. Bu, irade gücüyle
zorlukların üstesinden gelmenin bir çeşit psikolojik zaferiydi. Çok az insan
psikolojik bedelleri takdir eder. Doğru olan şu ki; içsel dayanım dışsal
hissizliğin yansımasıdır.
Fiziksel
tehlikeler veya partnerlerin sorunları görmezden gelinebilir. Çok fazla çaba ve
korkuların bastırılması rekabetçi bir azimle bir araya geldiğinde vizyon
daralma eğilimindedir. Bunu üzülerek söylüyorum ki; benmerkezcilik ve bir tür
içsel sağırlık bizim tırmanış camiamızda yaygın görülen bir kişisel bozukluktur.
Sadece kinayede mi bulunuyorum? Bazı sebeplerim
olabilir. Sıklıkla kahramanca tırmanışlar, partner pahasına başarıya ulaşır. “
Biri mi yorgun, bende yorgunum. Arkada biri mi öksürüyor? Genelde arkada
birileri her zaman öksürür.”
Bu tavır, Himalaya dağcılığının kaçınılmaz sonu
değildir. Küçük ve hafif ekipler için partner seçiminin önemi giderek artıyor.
Eğer partnerler arasında güçlü bir bağ varsa, yoldaşlıktan da öte, partnerle
ilgili tehlikeli sinyalini gözden kaçırma ihtimali çok çok azdır.
En son trendlerin, eski acı çekme ustalarına
göre farklı niteliklere sahip olduğuna inanıyorum. Yeni trend hem sportif
olarak hem bünye olarak oldukça başarılı. Ekstrem hızlar, hareket rahatlığı,
dağın çevresel özellikleriyle doğal ilişki… Bunlarda olumlu anlamda gelişim
sağlanıyor. Vücut ve zihin, farklı ritimde yeni bir sesi dinliyor gibi
gözükmekte. Birazdan belirteceğim iki tırmanış; sadece zihni değil, minimal
düzeyde aklimatizasyonla insan fizyolojisini de kandırıyor. Muhtemelen yüksek
irtifada tırmanışı çok hızlı tamamlamalarından dolayı bazı sorunları
engellediler. Özellikle Loretan,
tırmanışta uyumaya ve durağanlığa izin vermeyerek ödem ve yüksek irtifa
hastalıkları ihtimalinin azalacağına kanaat getirmiş.
İlk örnek: 1985 Temmuz’da yapılan K2 (8611)-Aburizzi Sırtı
tırmanışı. Erhard Loretan, Eric
Escoffier, Yves Morand ve Jean Troillet’den oluşan bir ekip 8000m’de bir gece
geçirerek geleneksel şekilde aklimatizasyon sağladılar. 3 Temmuz gecesi
5000m’deki ana kamptan ayrıldılar, sabah 10’da 6800m’deki 2. kampa ulaştılar.
Ertesi sabah 7’ye kadar burada kaldılar. Bundan önce yapılan tüm tırmanışlar,
bu noktadan sonra en az üç günde tamamlanmıştır. Fakat onların planı tek
hamlede çıkmaktı. Sabah saat 11.00’de 7300m’deki 3. kampa ulaştılar ve
alacakaranlığı beklemeye başladılar. Ocak ve bivağı burada bırakıp gece
tırmanışa başladılar. 1800m boyunca hiç uyumamış olarak 6 Temmuz günü saat 02.00’de
zirveye vardılar. Gece olmadan 3. kampa inip, ertesi gün ana kampa geri
döndüler. Sonrasında ise 1981 yılında Alex Maclntyre, Rene Ghilini ile birlikte
ilk çıkışını yaptığım Dhaulagiri
(8167m) Güneydoğu yüzü tırmanışı var.
Loretan, Steincr ve Troillet üçlüşünden oluşan İsviçreli ekip bu
kez “night-naked” taktikleri için bu yüzün kış tırmanışını seçtiler.
![]() |
| Loretan ve Troillet |
Aklimatizasyon süreleri oldukça kısaydı.
5700m’de bir gece geçirip ve 6500m civarına ısınma tırmanışı yaptılar. 5 Aralık
gece yarısı ana kamptan ayrılıp 5700m’deki 1. kampa vardılar. 2500m ve 50° eğimdeki
etaba girmeden önce burada bir kar mağarasında dinlenmeye çekildiler. Gece
yarısı yola çıkacaklardı. Fakat bu kez sadece “naked” değillerdi, bunun yanında
küstahça bir planları vardı. Yanlarında ne ip, ne teknik malzeme, ne de uyku
tulumu ya da bivak vardı. Kıyafetlerinden başka, bir ocak ve her biri için bir
çikolata. Himalayalarda kış; kesintisiz fırtınalar ve -40°C derecelerle nitelendirilir.
Fakat bu beyler havanın iyi olacağını umdu. 19 saat boyunca, gece ve ertesi gün
aralıksız tırmanarak, öğleden sonra 7’de 7700m’deki zirve sırtına vardılar.
Birbirlerine sarılarak ve tüm gece su kaynatarak, çarpıntılı titremeler
eşliğinde geceyi burada atlattılar. Sabahın ilk ışığıyla beraber zirve arzuları
hala canlıydı ve hızlıca toplanıp, 6 saatlik bir tırmanıştan sonra zirveye
ulaştılar. Hızlıca inişe geçip gece yarısı saat 02.00’de 5700m’deki kar
mağaralarına vardılar.
![]() |
| Dhaulagiri Güneydoğu Yüzü |
Bu akıl almaz derecede cesursa ve
soğukkanlılıkla yapılan tırmanış, benim için çılgınca 8000m’lik koleksiyon
yapmaktan çok daha ilham verici. Bu üçlü (Loretan, Steincr, Troillet) yeni
sırlar keşfetti. Kış dağcılığında ekstrem hafiflikle neler yapılabileceğini
gösterdi. Ve başarılı bir şekilde beraberce acı çektiler. Zirve toplayıcılığı;
biriktirme arzusu tarafından teslim alınmış bir dağcıyı gösteren, duygusal
tüketimin bir formu. Eğer ruhsal materyalizm diye bir şey varsa, bu; dağların
gizemini çözmekten ziyade onu ele geçirme dürtüsünde kendini gösteriyor.
Böylelikle macera yerini rutin işlere ve duygulara bırakıyor. Koleksiyoncular,
8000 ya da 14x8000 gibi sayıları akıllıca kullanarak onları sihirli bir hale
getiriyor. Bu sayılar bir zamanlar ekstrem Himalaya dağcılığının sembolleriydi
fakat şimdi ustalıkla dağcılık şöhretinin ticari ölçüsü haline
dönüştürüldü. Sayılar; hiç parmaklarını
dondurmamış biri tarafından bile basitçe anlaşılır. Sayılara olan talep sınırsız. Sahip olma yanılgısını gösterircesine, müşteriler
bu sayıları oburca yutkunup sinirlerini yatıştırıyor.
Bir sporu sayılar olmadan düşünmek zordur ve
birçok kişi dağcılığı spor olarak sınıflandırıyor. Şüphesiz yükseklerde
yapılabilecek mükemmel bir spor fakat yalnızca spor mu? Dağlardaki alışılmış ve
korkunç ölümleri mazur görebiliriz miyiz? Eğlenceli oyunların ve yarışmaların
bir parçası olarak mı kabul edeceğiz gerçekten?
Bizi dik kayalıklara ve tehlikeye götüren içsel güdümüz; dağcılığın yarışmayla
falan bir alakası olmadığını söylüyor. Bir aktivite olarak; kendini koruma
içgüdüsü ve kendini ölümle sınama ihtiyacı arasında bulunan klasik aykırılığı
ifade ediyor. Başka birinin kaderini ellerinde hissetmek, ruhumuzu fani
bedenimizden özgürleştiriyor. Bunun sınırlarındayken bir tırmanıcı en büyük
eğlenceyi tecrübe eder. Bunun ne kadarı zirve toplarken hissedilebilir. Bana
göre; Dhaulagiri (8167m)’nin İsviçreliler
tarafından yapılan tırmanışı, dağcılık adına gerçek zevke ve dağcılığın özüne
geri dönüşü temsil ediyor.
1986
yılında “night naked” stiliyle Everest (8848m) ve K2 (8611M)zirvelerine iki
tırmanış yapıldı. İlki, Loretan ve Troillet tarafından yapılan Everest (8848m)’in Japanese/Hornbein
Couloir Direct rotası çıkışı. Beghin isimli bir tırmanıcı da ekipteydi fakat
2000m boyunca gece durmadan tırmanılınca isyan edip geri döndü. Tırmanış,
duvarın altından zirveye toplam 40 saat sürdü. Neredeyse iniş süresi kadar
etkileyici. Çok iyi kar koşullarında, ikili iyi bir kaydırak yaparak (Lehçede “kıç
kaydıran” olarak ifade edilir) 4 saatte inişi tamamladı. Bir Polonyalı olarak,
İsviçreliler tarafından ulusal sporumuzda mağlup edildiğimizi kabullenmek
gerçekten zor. 8000’liklerden deltayla yada paraşütle falan uçmayı sallamıyorum
da bu iki İsviçerilinin, dünyanın en eğlenceli kıç kaydıran deneyimine sahip olması
beni öfkeden kudurtuyor. Bu hızlı tırmanış, ana
kampta 5 haftalık bir bekleyişten sonra yapıldı. Aklimatizasyon süresi oldukça
kısaydı. 5850m’deki ileri kampta bir gece ve civardaki 6000’liklere iki
tırmanış.
Bu
kadarı yeterliydi, geri kalan enerji rota için saklandı. 28 Ağustos günü saat
gece 10’da İleri kamptan ayrıldılar. Yanlarında Dhaulagiri (8167m)
tırmanışında aldıklarından fazla malzeme yoktu. 13 saatte ilk 2000m’yi
yükseldiler. 7800m’ye ulaştıklarında saat 11’di ve günün geri kalanını su kaynatmakla
geçirdiler. Saat akşam 09.00 olduğunda Loretan and Troillet yola koyuldu fakat
bu noktadan sonra Beghin yoktu. Gece yarısından sonra 8400m civarlarında aşırı
soğuk ve karanlık onları durmaya zorladı. Birbirlerine sıkıca sarıldılar ve bu
en berbat saatlerin geçmesini beklediler. Şafağın ilk ışıklarıyla beraber
başlayıp öğlen 01.00 civarı zirveye ulaştılar. Dünyanın en yükseğinde 1 saat
vakit geçirip inişe başladılar. Neyse ki kıçlarında sadece hafif ağrılarla saat
akşam 7 itibariyle 3000m alçalmışlardı. Diğer
bir tırmanış ise; bir gün ve bir gece süren Benoit Chamoux‘ın yaptığı K2 (8611m) Abruzzi Sırtı tırmanışı. Çok
basit bir hikâyeye sahip, 4 Temmuz öğleden sonra 04.00’te ana kamptan ayrıldı
ve ertesi gün zirvedeydi. Şüphesiz ki uyumak için zamanı olmadı. Birkaç gün
önce de 16 saatlik Broad Peak (8051m) tırmanışını yapmıştı.
Loretan ve Troillet ile iki yaz önce Katmandu’da karşılaştığım
esnada merakıma dayanamadım ve Loretan’a birkaç soru sordum;
“Tırmanış için antrenman yapıyor musun?”
“Hayır, en iyi antrenman burada” alnıyla
Himalayaları göstererek.
“Sigara ve alkol kullanıyor musun?”
“Sigara hayır, alkol evet”
“Kullandığın ilaç var mı?”
“Yalnızca uyku hapı, kan akışına yönelik bir
şey asla”
“Yüksek irtifa dağcılığında en çok ne yapmak
istiyorsun?”
“Mümkün olduğunca yüksekte, hızlı ve zor alpin
stil tırmanışlar”
“Himalaya dağcılını hedefleyen dağcılara ne
tavsiye ederdin?”
“Bünyenizi
dinlemeye ve anlamaya çalışın”
Burada
tanımlanan dört tırmanış her ne kadar atletik becerilere sahip olsa da onların uygulamaları
sporla değil, benimsedikleri stille ilgiliydi. Yeni yaklaşımlar, geleneksel
yöntemlerin yerini aldı.
Ne
zaman bir dağcı bilinen bir yoldan çıksa, kural ve rutinlerin dayanağının
olmadığı bir bölgeye girer. Kendi iç hükmünüzle yalnızsınızdır ve neyse ki bu
hakiki bir motivasyondur. Böyle zamanlarda dağcı yalnızca sporcu değil aynı
zamanda yaratıcıdır. Bu yaratıcılık, bilinmeyen bölgelerin keşfinde ya da
tırmanış stilinde kendini dışa vurur. Dağcılığı spor çerçevesine sokmanın imkânı
yok. Bana göre, dağlarla gerçek ve tutkulu duygusal bağlar kurabileceğimiz
sayısız yol var. Benim için gizem, dağcılık için gereklidir. Bilinmeyenin keşfi,
yaratıcılıkla bir araya geldiğinde; dağcılık adına gerçek deneyimin bağları
kurulur.
Birilerinin
bazen Bill Tilman, Naomi Uemala ya da Gary Hemming gibi figürleri hatırlaması
gerekiyor. Doğru yol için. Ve son olarak; gizem bir sır olarak kalır, spor ise
sadece spordur.
![]() |
| Gasherbrum IV alpin stil tırmanışı-Kurtyka |
¹ Kurytka burada parasız, çulsuz bir kuşak olduklarını
ifade ediyor.



